"Seni seviyorum" ağır cümledir. Herkese söylenmez. Bazen yıllarca aranır, Bazen yıllarca beklenir o bir çift söz için. Dili yakar, Dudağı yakar, Bedeni kavurur, lime lime eder. Velhasıl yürekli işidir. Bir ömür pahasına Bir defa söylenir.
güzelliklerden yoksun güzel çocuk. seninle başım dertte. her adım peşimde, nasıl vazgeçerim senden. kıvrım kirpiklerin, ceylan gözlerin, utangaç tavırların. hepsi bir bütün, sevgi misali. varsın olsun, birbirimizden ayrılmayalım. sonsuza kadar.
Zaman bazen dost bazen düşmandır insana, çoğu acıları azaltırken hasretleri çoğaltır, geçmek bilmediği zaman da aceleci telaşımızda fırlatıp savurmak isteriz. Oysa kabullenmek istediğimiz acılarımızda, sabrımıza bir omuz olsun diye bekleriz, zaman olgunlaşmanın takdiridir, öğrenmenin sevgilisi, dost için güllerin çiğ tanesi, bazı şeyler için zaman gerek. Benim anlayış gösterip beklediğim tek düşüm oldu zaman, ne için, kim için, sadece sevilmek için. Sevmek ne kadar güzel bir duygu ise sevilmek de o kadar güzel, hatta sevgiler karşılıklı iken gerçek anlamına bürünüyor. Hep deriz ya, asıl olan karşılık beklemeden sevmek, bu daha yüce bir duygu gibi görünüyor, ama realitede bu böyle olabiliyor mu, yani insan istese de bunu başarabiliyor mu? Birde ölümsüz sevgi düşleriz her abartılı duygularımız da veya ölünce dünyada güzel bir eser bırakmak isteriz, neden olmasın, iyi bir duygu. Fakat biz gittikten sonra gelenler de kalıcı değil ki, dünya bile baki değil, bırakılanlar da bu yapboz oyunu ile birlikte dağılıp gidecek bir gün. Ama yine de bırakmak güzel, hatta gerekli, daha önemli ve güzel olanı ise, giderken ne götürdüğümüz sadece sevgimizi. Bana sorma neden bu kadar özlem, sevgiye ve sevilmeye diye, beklenirse gelmezmi aşk, aşk tesdüfmüdür, o yüzden mi hep şaşırtır ve vurur. Hasret kalmak daha önceden yaşadığına delalet midir bu duyguyu ama unutmamak gerekir ki tekrarı yoktur yaşanılanların, sadece benzeri olur, farklı sevecenliği olur ama ynı şeyleri bir daha hiç kimse yaşayamaz. Yine gelip duruyorum zaman kapısına, her yaşla biraz değişir duygularun gücü, ateşi, insan sevgiye bile başla bir anlam yükler yaşlandıkça, oysa çocuk olduğunu hissettiğini söyler aşkı tadanlar, demekki aşk hep çocuk olmayı unutmayanların kapısını çalar, peki içimdeki çocuk neden hala kapıda bekliyor.
Kırkıma az kaldı, artık her mevsim sonbaharın başlangıcı, belki bir kez değer gözlerim bir sevgilinin gözlerine, belki o gün, her anını bir şiir gibi ezberledigim o canım kelimelerimi sevgilinin yüreğine yazarım. Az önce odamdaki çiçekleri dolaştım sessizce, her daldan birer kurumuş yaprak aldım kendime, avucumda bekleteceğim, yalnızlığımda alıp havada çıkardığı sesi dinleyeceğim, belki kurutup cama asacağım, dışarıdaki mevsimi izlerken kendime yoldaş yapacağım. Ama o da değişecek, birgün beni bırakıp gidecek, her şey değişiyor, içimdeki benden başka, yaşam değişime uğradıkça, isteklerimiz, hedeflerimiz, aşkımız zaman içerisinde değişime uğradıkça biz insanlar birbirimizden kopmaya başlayınca aradaki görünmeyen uçurum görünmeye ve büyümeye başlıyor. Sanki gülerkan ağlıyor, nefret ederken seviyor ya da ne bileyim yaşama bağlanmak isterken kopmaya çalşıyorsun. Ah çocuk yüreğm ah, biliyorum sen de farkındasın söyledigim her şeyin, öyle degil desen de bir sevgi hayaline nasıl tutundugumun sen de farkındasın. Dışarıda etten ve kemikten oluşan bedenlerimiz görünen dünyayı yaşıyor, "seven bir yüreğe" gidemiyor tüm varlığımız, oysa bilirsin degil mi görüneni, dokunulanı yaşamak ne kadar güzeldir. Bende bilirim yaşamasam da ne kadar güzeldir bilirim, bunları düsünürken ve görüneni yasamayı en az bir çocuk kadar isterken bir sevgiliyi nasıl kıskanabilirim onun yüzünü gören yüzlerden. Bilidiğim, tanıdıgım mutlulugun gözle görüneni yasak bana, ben se seven bir yüreğe sahip bir sevgilinin yüregine, ruhuna talibim. Yaşarken, dolaşırken nice güzellikler çalsa da gözlerimi, sevgisizlerin yüregimi çalmasına izin vermedim ama içimde yaşayıp durduğum, rüyalarımda senaryolar kurduğum beni böylesine seven bir yüreğin hayalini gerçeğe uydurup duruyorum.
İnsan bir kere ölüyor ne fena Bu düzeni değiştirmeli Bir kere yaşamalı; çok çok ölmeli En büyük kederler bizim için Bizim için karşılıksız sevgiler Kör kuyular, çıkmaz sokaklar bizim için Dünyaya nasıl gelmişiz sormayın Saygı değer annelerimiz incinmesin Her yerim ayrı ayrı ölmeli Yoksa ölüm yok bana dünyada Bir kurşun beynime girsin Bir bıçak kalbime saplansın Kızgın bir demir dağlasın gözlerimi Sonra gelsin bir manga asker Sert bir komut; bir yaylım ateş Bırak kim bağlarsa bağlasın gözlerimi. Çok düşündüm bilek damarlarımı kesmeyi Rönesans öncesi devirlerden kalma zehir içmeyi Ve düşmeyi yüksek kulelerden mermerler üstüne Ayaklarıma taş bağlayıp denizler altında ölmeyi Yine de ölmedim görüyorsun, ölmedim O asağılık hesaplar, küçük korkular bırakmadı beni Belki de sen bırakmadın, bilmiyorum Bıraksaydın çoktan unutmuş olacaktın Halbuki şimdi benden kaçman da zor Anlıyorum beni sevmen de zor Dedim ya bir yere kadar yaşamak güzel Ama bir yerde ölüm güzel oluyor